S, tradition asserts no more,

HAPELS added to nave, 24 Chapel of S. Catharine, 94 ---- of S.
Clement, 86 ---- of Four

Virgins, 85 ---- of S. Mary Magdalen, 90, 98 ---- of S. Pantaleon, 90
---- of SS. Thomas and Edmund, 85 Chapter House, 27 Choir (exterior),
65-71; interior, 88 Cloister, 62 Consecration, 6, 19 Consistory
Court, 83 Curteys, Bishop, 118 Daye, Bishop, 35, 116 Durnford, Bishop,
85 Fire of 1114, 5; of 1187, 6, 10 Flying buttresses, 15, 57, 66 Font,
85 Gunning, Bishop, 119 Hare, Bishop, 120 Harsnett, Bishop, 35,
118 Hilary, Bishop, 108 Hook, Dean, his monument, 97 Lady-chapel,

9, 26; exterior, 69; interior, 94 Langton, Bishop, 26, 114 Leophardo
(Gilbert de S.), Bishop, 20, 26, 70, 112 Library, exterior,

71; interior, 94 Luffa (Ralph de), Bishop, 5, 8, 107 Manning,
Cardinal, 92 "Maudde," inscribed monument to, 98 Moleyns, Bishop, 115
Monuments in nave, 85; in transepts and choir,

96 Nave, exterior, 53, 73; interior, 81 Neville, Bishop, 20, 23, 110
Organ, 40, 88 Otter,
Bishop, 121 Paintings on the walls, 41; on the vaults, 46; Bernardi's,

34, 90; Miss Lowndes', 91 Porch, west, 53; south, 59; north, 76
Presbytery constructed, 17 ---- interior, 92 Pulpit, 85 Rede
(William), Bishop, 30, 114; Robert, 114 Reformation, 34, 36 Reredos,
ancient, 28, 43, 47; modern, 88 Rood-screen, 85 Roof, 56 Sacristy,
61, 90 Sampson, Bishop, 116 Sculptures, romanesque, 96 See, transfer
of, 4, 5, 8; foundation of, 101 Seffrid d'Escures, Bishop, 108 ----
II., Bishop, 19 Selsea, carved panels from, 96; church at, 103;
bishops

Devlet oğlumun hesabını sorsun

Şehit binbaşının annesi Şükran Işık (84), yıllar sonra suskunluğunu bozdu. Evlat acısının hiçbir şeye benzemediğini gözyaşlarıyla anlatan acılı anne, "Bitlis Paşa ve oğlum suikasta kurban gitti. Devlet bunun hesabını sorsun." çağrısında bulundu. Şükran Hanım, suikasta ilişkin JİTEM'in kurucusu tutuklu Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan'a ait ses kayıtlarını ise ürpererek dinlediğini söyledi. Uçak düştükten sonra olay yerinde ilk incelemeyi yapan dönemin nöbetçi savcısı Albay Hasan Tüysüzoğlu'nun yaptığı 'Eşref Bitlis öldürüldü.' açıklamasını Zaman dün manşetten duyurmuştu.

Fahir Işık'ın dayısının oğlu İbrahim Toker (33) de devletin içinde çöreklenmiş bazı kişilerin, kendi menfaatleri doğrultusunda bu suikastı yaptıklarını öğrendiklerini söyledi. Devletin bir kurumunun, Jandarma genel komutanı ve onunla birlikte bulunan askeri personelin ölümüne sebep olmasına bir türlü anlam veremediğini belirten Toker, "Devletin bir kurumu, diğer kurumunun en başındaki insana suikast düzenliyor. Buna sadece vahşet diyebilirim. Sorumlular muhakkak cezalandırılmalıdır." dedi. Dayısının ölümünün ardından ortaya bazı iddiaların atıldığını belirten İbrahim Toker, ilk defa bu kadar ciddi bir kanıtın kamuoyunda duyulduğunu söyledi. Bundan önce de benzer ses kayıtlarının ortaya çıktığını ve yalanlanamadığını hatırlatan Toker, "Biz yıllarca dayımın kaza sonucu şehit olduğunu düşünürken bir anda suikast sonucu öldürüldüğünü duydum. Ses kaydının internete düştüğünü duyunca hemen tıkladım ve tüylerim ürpererek dinledim. Devletin bize borcu var, suçlulardan hesap sorsun." dedi.

Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in de içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi çift motorlu uçak, 17 Şubat 1993'te düştü. Uçakta Orgeneral Bitlis ve yaveri Piyade Binbaşı Fahir Işık'ın yanı sıra çok sayıda askeri personel bulunuyordu. Bu olayın üzerinden 17 yıl geçtikten sonra JİTEM'in kurucusu olduğu belirtilen ve halen Ergenekon terör örgütü davasında tutuklu yargılanan emekli Albay Arif Doğan'a ait olduğu belirtilen bir ses kaydı, gündemi sarstı. Doğan, Bitlis'e suikastı JİTEM komutanlarından Cem Ersever'in düzenlediğini öne sürerek, "Ben destek vermezsem ....(nahh) öldürürlerdi." diyor.

ZAMAN

Ered with his whims. Louise was at first quite interested in

Utenberg-tm web site (www.gutenberg.net), you must, at no additional
cost, fee or expense to the user, provide a copy,
a means of exporting a copy,

or a means of obtaining a copy upon request, of the work in its
original "Plain
Vanilla ASCII" or other form. Any alternate format must include the
full Project Gutenberg-tm License as specified in paragraph 1.E.1.
1.E.7. Do not charge a fee for access to, viewing, displaying,
performing, copying or distributing any Project Gutenberg-tm works
unless you comply with paragraph 1.E.8 or 1.E.9. 1.E.8. You may charge
a reasonable fee for copies of or providing access to or distributing
Project
Gutenberg-tm electronic works provided that - You pay a royalty
fee of 20% of the gross profits you derive from the use of Project
Gutenberg-tm works calculated using the method you already use to
calculate your applicable taxes.
The fee is owed to the
owner of the Project Gutenberg-tm trademark, but he has agreed to
donate royalties under this paragraph to the Project Gutenberg Literary
Archive Foundation.

Royalty payments must be paid within 60 days following

Do you accep

And send on the money at once. I'll put up a warehouse as big as the
Capitol at Washington, store it full and ship to your orders as the
Southern market may require. I can send it

in planks for skating floors, in statuettes for the mantel, in shavings
for juleps, or in solution for ice cream and general purposes. It
is a big thing! I inclose a thin slip as
a sample. Did you ever see such charming ice? _From Mr. Pike Wandel, of
New Orleans, to Mr. Jabez Hope, in Chicago, December 24, 1877._ Your
letter was so abominably defaced by blotting and blurring that it was
entirely illegible.
It must have come all the way by water. By the aid of chemicals
and photography, however, I have made it out. But you forgot to inclose
the sample
of ice. I have sold off everything (at an alarming sacrifice, I am sorry
to say) and inclose draft for net amount. Shall

begin to spar for orders at once. I trust everything to you--but, I say,
has anybody tried to grow ice in _this_ vicinity? There is Lake
Ponchartrain, you know. _From Mr. Jabez Hope, in Chicago, to

Mr. Pike Wandel, of New Orleans, February 27, 1878._ Wannie dear, it
would do you good to see our new warehouse
for the ice. Though made of boards, and run up rather
hastily, it is as pretty
as a picture, and cost a deal of money, though I pay no ground rent. It
is about as big as the Capitol at Washington. Do you think it ought to
have a steeple? I have it nearly filled--fifty

men cutting and storing, day and night--awful cold work! By the way, the
ice, whi

Devrimci Karargah'ta 13 tutuklama

Tutuklanma istemiyle Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine çıkarılan 15 kişi, mahkeme hakimi tarafından sorgulandı.

Mahkeme hakimi, sorgulanan 15 kişiden Sultan Seçik ile Özgür Aytekin'in serbest bırakılmasına karar verirken, 13 kişinin tutuklanmasına karar verdi.

Greater when Kolya announced that he had gunpowder too, an

's not it at all."... And all at once I knew what it was: it was

because I had beaten Afanasy the evening before! It all rose before
my mind, it all was as it were repeated over again; he stood before
me and I was beating him
straight on the face and he was holding his arms stiffly down, his
head erect, his
eyes fixed upon me as though on parade. He staggered
at every blow and
did not even dare to raise his hands to protect himself. That is what
a man has been brought to, and that was a man beating a fellow
creature! What a crime! It was as though a sharp dagger
had pierced me right through. I stood as if I were struck dumb, while
the sun was shining, the leaves were rejoicing and the birds were
trilling the praise
of God.... I hid my face in my hands, fell on my bed and broke into a
storm of tears. And then I remembered my brother
Markel and what he said on his death-bed to his servants: "My dear
ones, why do you wait on me, why do you love me, am I worth your
waiting on me?" "Yes, am I worth it?" flashed through my mind. "After
all what am I worth, that another man, a fellow creature, made in the
likeness and image of God, should serve me?" For the first time in my
life this question forced itself upon me.
He had said, "Mother

d not, with

He tears chased each other like rain down her cheeks. The solemnity
with which she insisted on gaining her

point staggered
Lamh Laudher not a little. "There must be something undher this," he
replied, "that makes you set your heart on it so much. Ellen, tell me
the truth; what is it?" "If I loved you less, John, an' my brother
too, I wouldn't care
so much about it. Remember that I'm a woman, an' on my knees before
you. A blow from you would make him take your life or mine, sooner
than that I should become your wife. You ought to know his temper."
"You know,
Ellen, I can't at heart refuse you any thing. I
will not strike your brother." "You promise, before God, that no
provocation will make you strike him."
"That's hard, Ellen; but--well, I do; before God, I won't--an' it's
fo

Türkiye'nin 'ortak vicdan' tecrübesi

Mazlum-Der işbirliği adına içine dahil olduğum ilk çaba. 1990'da kuruluşuna dahil olurken mazlumun ve zalimin kimliğini sormayacağımız düşüncesi cezbetmişti beni. Yönetiminde her zaman dindarlar bulunan ama sinesini herkese açmaya çalışmış bir insan hakları örgütü.

Doğu Konferansı inisiyatifi ise Mart 2003'te daha önce ortak bir çalışma için bir araya gelmesine alışık olmadığımız insanlar tarafından oluşturuldu. ABD'nin Irak'a vahşice saldırması vicdanları derinden sarsmış, farklılıklara hiç aldırmadan ortak bir kalp ve akılla yola çıkmanın bir yolunun bulunabileceğini bu acı olay bize göstermişti. İkinci hedef olarak ilan edilen Şam'a doğru yola çıkan yolcular, Üçüncü Dünyacı ya da Batı karşıtı olmayan, tahakküm edenlerin de tahakküm edilenler kadar tutsak olduğunu bilen, savunmacı dilden çok silkinen bir ruha ihtiyaç olduğunu düşünen insanlardı. Ortadoğu'da iyi bir başlangıçtı yapılan, hareket şimdi daha çok varlığını ve felsefesini Doğudan dergisi çevresinde sürdürüyor.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu da dünyanın sürüklendiği emperyalist şiddete karşı bir cevaptı. Haziran 2003'te tüm dünyada Howard Zinn, Tarık Ali gibi savaş karşıtı, antikapitalist aydınların işgale karşı yayınladıkları bir bildirinin Türkiye'de de imzaya açılmasıyla kuruldu. Küresel BAK bugüne kadar, Türkiye'nin NATO'dan çıkması, İncirlik Üssü'nün kapatılması, Irak ve Afganistan'daki işgallere son verilmesi, Filistin'in özgürleşmesi ve daha birçok başlıkta sayısız eyleme imza attı. İnsanlığın doğal kaynaklarının ve çevrenin korunması için de çaba harcayan, doğa için titizlik gösteren bir birliktelik. Dünyadaki savaş ve sömürü karşıtlarının önemli bir parçası, enternasyonalist bir hareket.

Genç Siviller 2006'da Kürt sorunuyla ilgili bir bildiri yayınlayarak farklı kesimlerden duyarlılık sahibi insanları, özellikle de gençleri bir araya getirdiler. İstanbul, Rize, Konya gibi farklı şehirlerde buluşmalar gerçekleştirdiler. Yeni yaratıcı muhalif bir söylem oluşturmak istiyor, mizahın gücünden çok iyi yararlanıyorlardı. "Genç siviller rahatsız" başlığı çok ses getirdi mesela. Kendilerini bu ülkenin hastanelerinde doğmuş, okullarında okumuş, kimseden ne çok ne de az herkes kadar bu ülkenin sahibi olan, şiddetle uzaktan yakından alakası olmayan, kimsenin üniformasını giymeyen, zihni bedeni esnek ve özgür olabilen, herkesin sadece kendi sorunları hakkında duyarlı ve herkesin sadece kendine demokrat olmasına itiraz eden kimseler olarak tanımlıyorlar. Vicdanlarının peşinden gidiyor, iktidar odaklı değil sivil toplum tabanlı siyasetin anlamlı olduğuna inanıyor, çok büyük hedeflerimiz yok diyorlardı ama soranlara ironiyle 'iktidara yürüyoruz' demekten de geri kalmıyorlardı doğrusu.

Yüzleşme Derneği'nin kuruluşu, Cafer Solgun ve arkadaşları tarafından Eylül 2007'de gerçekleştirildi. Geçmişimizle barışmak için çok önemli bir girişim oldu. Daha iyi bir gelecek için yola çıktılar. Kuruluş amaçlarını Goethe'den bir alıntıyla özetlediler: "Geçmişi anlamayanlar onu yeniden yaşamaya mahkum olurlar." Toplumların vicdanına seslenmek için ne yapmak gerekir, toplum vicdanı nasıl harekete geçirilir, Türkiye'de geçmiş neden bu kadar uzun sürüyor, neden geçmişimiz ebedi bir hapishaneye dönüşerek günümüzü ve geleceğimizi de tutsak etti sorularına cevap arıyorlardı. Gerçekten tüm kurum ve kurallarıyla işleyen, barış ve kardeşlik kültürüyle inşa edilmiş, önyargılardan, milliyetçi bağnazlıktan uzak tam demokratik bir toplum istiyor muyuz diyorlardı. Unutmak, yok saymak, tarihi gündelik çıkarlara ve küçük hesaplara göre kurgulamak, yeni çatışmalar düşmanlıklar yaratıyordu besbelli. Geçmişle yüzleşmek bizi korkutmamalı, yargılayan, mahkum eden, düşmanlaştıran bir süreç olmamalıydı. Amaçları rövanş almak, hesap sormak, kavgaya tutuşmak da değildi. Yüzleşmek bir tür tedavi, onarma ve telafi süreciydi. Kendimizle barışmak, geçmişi ve kendimizi sağlıklı bir şekilde algılamak ve anlamak için cesaret sahibi olmaktı. Bu durumda sadece devleti suçlamak, her şeyi devletten beklemek yerine iğneyi kendimize de batırmalıydık. Derneğin hedeflerinden biri de iade-i itibar idi. Hüseyin Avni Ulaş, İskilipli Atıf Hoca, Sabahattin Ali, gazeteci Musa Anter, Prens Sebahattin ve Çerkes Ethem gibi isimlerin hakikatine eğilmekti.

Henüz Özgür Olmadık bildirisi ise son yılların en dikkat çekici ve heyecan yaratan hareketi oldu. Üç başörtülü üniversite öğrencisi (Hilal Kaplan, Neslihan Akbulut, Havva Yılmaz) Şubat 2008'de bir gece vakti yazmışlardı. Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakacak anayasa değişikliği maddesi Meclis'ten 411 oyla geçince sevinçten uçmak yerine, yaşlarından beklenmeyecek bir hüzün ve olgunlukla, başka acıları hatırlamışlardı. Neslihan imza için gece beni aradığında büyük bir yankı yapacağını, karşılık bulacağını, vicdanları sarsacağını hissetmiştim ama bu kadarına kim ihtimal verebilirdi ki.


"Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir" diye başlıyorlardı söze. Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların, düşünceleri yüzünden yargılananların hakları iade edilmeden, sivil bir anayasa yapılmadan mutlu olmayacaklarını bildiriyorlardı. Peygamberimiz'in "Gökler ve yerler adaletle ayakta durur." sözleriyle bitiyordu bildiri.

Birbirimize Sahip Çıkıyoruz diyen kadınlar girdi hayatımıza sonra Eylül 2008'de. Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsünü serbest bırakan yasayı geri çevirmesinden ve çevreye psikolojik bir şiddet yayılmasından sonraydı sanırım. Ülkede belli bir kıvama gelen sahip çıkma duygusuyla, değişik mesleklerden, farklı üniversitelerdeki akademisyenlerden, sivil toplum örgütlerinden, sanat dallarından gelen kadınların dayanışmalarını ilan etmelerine gelmişti sıra. "Başörtülü ve başı açık kadınlar olarak birlikte kol kola yürüyemediğimiz kamusal alan bizim kamusal alanımız değildir" cümlesini kurmuşlardı en başta. "Hep birlikte özgür oluncaya kadar birbirimize sahip çıkacağız" başlığını taşıyordu ortak bildiri. "Kadın oldukları için, inandıkları gibi riyasız yaşamak istedikleri için, onlara yıllardır bu ırkçılığa varan ayrımcılığı yaşatanlar bilmeliler ki; farklı inanç, düşünce ve yaşam pratiğinden gelen kadınlar olarak biz onların yanındayız. Birimizin tutsak olduğu yerde hiçbirimiz özgür değiliz, birimizin mahrum olduğu yerde hiçbirimiz sahip olduklarımızla mutlu değiliz." diyorlardı.

Artık darbelere karşı örgütlenmenin zamanı gelmiş de geçiyordu bile. Darbelere Karşı Yetmiş Adım Koalisyonu (Darbelere Dur De) böyle bir ortamda gelişti ve çok geniş katılımlı mitinglere, yürüyüşlere imza attılar el ele verip. Bu yürüyüşlerde yan yana yürüyen insanların anlatılması ayrı bir yazı konusu.

Barış Meclisi'ni unutmamak lazım. Ocak 2007'de Türkiye Barışını Arıyor konferansıyla çalışmalara başladılar. Onlarca akil adam ülkenin barışına kafa yordu. Yüzlerce sayfalık metinler çıktı ortaya. Daha birçok tecrübeler yaşanıyor adını anamadığım.

Terörle Mücadele Kanunu Mağduru Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları grubunun oluşumu, Mehmet Atak ve Mehmet Ucum gibi insanların cansiperane gayretleri, bizleri bir araya getirmek için sarf ettikleri çaba, durmadan dağılan dikkatimizi konu üzerinde toplamak için gösterdikleri sabır, sarf ettikleri mesai, netice alınıncaya kadar yaptıkları fedakârlık ve izledikleri yöntemler kesinlikle bir tez konusu ve bir sivil toplum örgütlenmesi başarı hikâyesi.

Bu ülkede kardeşlerimiz, yakınlarımız öldürülüyor. Ölüm ortaklığından daha hakiki ne olabilir? Hiçbir ortak şeyi olmadığı sanılanların ortaklığı, hayata yeniden adalet suyu vermek söz konusu olduğunda nasıl da parıldayarak yükseliyor. İnsanlığın ortak vicdanı farklara bakmadan nasıl da bir iyilik salgınında buluşmak istiyor.

Hayrünnisa Gül, AKPM'de Konuşacak

AKPM sonbahar dönemi çalışmaları gündem taslağına göre, Hayrünnisa Gül, 7 Ekim Perşembe günü, "Hasta ve Engelli Çocukları Eğitiminin Güvence Altına Alınması" konulu raporun tartışılması sırasında, genel kurula hitap edecek.

Söz konusu raporu, AKPM üyesi, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul milletvekili Lokman Ayva kaleme aldı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçmişte, AKPM'deki siyasi ve uzmanlık komisyonlarında aktif olarak görev almıştı. Gül, daha önce başbakan ve cumhurbaşkanı sıfatlarıyla genel kurula hitap etmişti.

AKPM başkanlık görevi, AK Parti Antalya milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu tarafından yürütülüyor.

Man, though he lives with the humbl

Ay venture. The well known Hebrew, Levi of Livorno, has left with me a
sack, containing the very sum of which there is question, and, under
the conditions named, I will convert it to my

uses, arid repay
the good jeweller his gold, with moneys of my own, at a later day." "I
thank thee for the fact, Hosea,"
said the other, partially removing his mask, but as instantly replacing
it. "It will greatly shorten our negotiations. Thou hast not that sack
of the Jew of Livorno beneath thy domino?" Hosea was speechless. The
removal of the mask had taught him two material facts. He had been

communicating his distrust of the Senate's
intentions, concerning Donna Violetta, to an unknown person, and,
possibly, to an agent of the police; and

he had just deprived himself of the only argument

he had ever found available, in refusing the attempts of Giacomo
Gradenigo to borrow, by admitting to that very individual that he had
in his
power the precise sum required. "I trust the face of an old customer
is not likely to defeat our bargain, Hosea?" demanded the profligate
heir of the senator, scarce con

Albay Temizöz sivil cezaevine konuldu

Edinilen bilgiye göre, eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ, Tamer Atağ, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ, Adem Yakin ve Kukel Atağ ile birlikte Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanan Albay Cemal Temizöz, dün görülen 18. celsenin ardından Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevine nakledildi.

Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının mahkemeye gönderdiği yazıda, Temizöz'ün askerlikle bir ilişkisinin kalmadığı belirtilerek, şöyle denildi:

''Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının tutuklu sanık Cemal Temizöz'ün 30 Ağustos 2010 tarihinden geçerli olmak üzere kadrosuzluktan emekli edilmesi ve muvazzaf subay statüsünün sona ermesi nedeniyle askerlikle ilişkisi kalmadığı anlaşıldığından adı geçen tutuklunun 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunun 39. maddesi uyarına ilgi tutuklama müzekkeresinin infazının sağlanması için Diyarbakır Cezaevi Müdürlüğüne kapatılması hususunda 17 Eylül 2010 tarihli müzekkereleri okundu dosyasına konuldu.''

18 AYDIR CEZAEVİNDE

Diyarbakır'da 25 Mart 2009 tarihinde tutuklanan emekli Albay Temizöz, yaklaşık 18 aydan buyana 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Cezaevinde bulunuyordu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 104 sayfalık iddianamede, sanık Temizöz'ün 1993'te Cizre'de ''terörle mücadele ediliyor'' görüntüsü altında ''korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan bir grup oluşturduğu'', ''Söz konusu grubun, süreç içerisinde asli görevinden ayrılarak, terör örgütü PKK'ya yardım ettiğinin değerlendirildiği ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldıkları kişileri sorguladığı'' ileri sürülen iddianamede, grubun sorgulanan bu kişilerden bir kısmını öldürdüğü öne sürülüyor. Temizöz hakkında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

AA

Er awhile we'll both realize in wonderful ways what it means really to be

Y more. The thing that the town had done to Harboro
was like an open page to everybody. Indeed,

the people of Eagle Pass knew that Harboro
had been counted out of eligible circles considerably
before Harboro knew it himself. As for Sylvia, contentment overspread
her like incense. She was to have Harboro all to herself, and she was
not to be required
to run the gantlet of the town's
too-knowing eyes. She felt safe in that house on the Quemado Road, and
she hoped that she now
need not emerge from it until old menaces were passed, and people had
come and gone, and she could
begin a new chapter. She was somewhat annoyed by her father during
those days. He sent messages by
Antonia. Why didn't she come to see him? She was happy, yes. But could
she forget her old father? Was she that kind of a daughter? Such was
the substance

of the messages which reached her. She would not go to see him. She
could not bear to think of entering his house. Sh

Marmara Denizinde hamsi bereketi

Bandırma Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve Kocaman Balıkçılık İthalat ve İhracat Limited Şirketi'nin ortaklarından Osman Kocaman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şu anda denizin veriminden mutlu olduklarını söyledi.

Kocaman, şunları kaydetti:

''Şu ana dek avlanan balıklar çok iri. Bölgemizde bu yıl, geçen yıla göre daha iyi bir sezon geçireceğimizi tahmin ediyorum. Sular soğudukça, hem palamut hem de hamsinin artacağını düşünüyorum. Geçen hafta fırtınalı havaların ardından Marmara Denizi'nde hamsi, bol çıkmaya başladı. Şu anda hem İstanbul Boğazı hem Karadeniz hem de Marmara Denizi'nde palamutçuluk başladı. Bu balıkların 3-5 gün içinde Bandırma Körfezi'ne girmesini bekliyoruz. Daha sonra balıkçılığımızın hız kazanacağını söyleyebilirim.''

Öte yandan, bu sabah Bandırma Balık Hali'ne gelen yaklaşık 3 bin kasa hamsinin kasası 15-20 lira, bin 500 çift palamutun ise çifti 12-18 liradan satıldı.

AA

w!" "Hullo,

Oard." "Thank ye, sir," said Ram, smiling.
"I say, Jemmy, she'd stand in the boat,
wouldn't she? Or would she pu

Evet diyenlere ağır hakaret

Gazetenin Almanya baskısında Ü.Şen rumuzu ile yayınlanan notta,referandumsonucuna gönderme yaparak, "Aziz Nesin hiç yanılmadı Evet: %60, Hayır: %40" ifadesi yer alıyor. Aziz Nesin, 1992 yılında verdiği bir röportajda "Türk halkının %60'ı aptaldır" demiş ve bu söz uzun yıllar tartışılmıştı.

the child. But Chita's

Y, one hideous interblending
of shoutings and shriekings ... A woman's hand was locked in his own
.. "Tighter," he muttered, "tighter still, darling! hold as long as
you can!" It was the tenth night
of August, eighteen hundred and fifty-six ... --"Cheri!" Again the
mysterious
whisper startled him to consciousness,--the dim knowledge of a room
filled with ruby colored light,--and the sharp odor of vinegar. The

house swung round slowly;--the crimson flame of the lamp lengthened
and broadened by turns;--then everything turned dizzily
fast,--whirled as if spinning in a vortex ... Nausea unutterable; and
a frightful anguish as of teeth devouring him within,--tearing more
and more furiously
at his breast. Then one atrocious wrenching, rending, burning,--and
the gush of blood burst from lips and nostrils in a smothering
deluge. Again the vision of lightnings,
the swaying, and the darkness of long ago. "Quick!--quick!--hold
fast to the table, Adele!--never let go!" ... ...
Up,--up,--up!--what! higher
yet? Up to the red sky! Red--black-red ...
heated iron when its vermilion dies. So, too, the frightful flood!
And noiseless.
Noiseless because heavy, clammy,--thick, warm, sickening--blood? Well
might the land quake for the weight of such a tide!--Why did Adele
speak
Spanish?
Who prayed for him? ... --"Alma de Cristo santisima santificame!
"Sangre de Cristo, embriagame! "O buen Jesus, oye me!" ... Out of the
darkness into--such
a light! An azure haze! Ah!--the de

Ergenekon'da flaş gelişme

Mehmet Haberal'ı tahliye etmeyen hakimlere tazminat davası açıldı.

Ayrıntıları takip ediyoruz

CHP'den bir afiş gafı daha

Sinema ve tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy’un başkanlığını yaptığı CHP Kocaeli İl Örgütü tarafından hazırlanan 8 sayfalık lüks baskı broşürde, AK Parti iktidarında özelletirilen kamu kurumlarını kimlere satıldığı anlatılıyor.

SEKA ARAZİSİNİN BULUNDUĞU YERLERE YUNAN BAYRAĞI

“AK Emlak’tan satılmış yüzlerce fabrika ve işletmelerimizden bazıları” diye sıralanan kurumlar arasındaki SEKA’yla ilgili olarak “Satıştan sonra SEKA Yunan’ın oldu” diye yazması Kocaeli'nde şoke etkisi yarattı. Türkiye haritası üzerinde SEKA işletmelerinin bulunduğu yerler SEKA amblemi ve Yunan bayrağıyla gösteriliyor.

İZMİT SEKA KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR’İN

İzmit tesislerinin çalışanlarıyla birlikte Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmesini ve bulunduğu arazinin bir kısmına Türkiye'de eşi benzeri olmayan devasa bir parkın yapılmasını görmezden gelen CHP'liler Kocaeli halkından tepki gördü. Kocaeli halkı, Yunanlılara satıldığı iddia edilen SEKA arazisi üzerinde yapılan SEKA Park’ın İzmit’in akciğeri, örnek gösterilen gezinti ve dinlenme alanı olarak kullanıldığını belirtiyorlar.

Broşürde Yunanlara satıldığı yazan, SEKA’nın Kastamonu İşletmesinin 9 milyon 100 bin a Mopak Kâğıt A.Ş’ye, Balıkesir İşletmesinin Albayraklar’a bir milyon 200 bin dolara satılmıştı.

TÜPRAŞ AMERİKA’NIN!

CHP Kocaeli İl Örgütü broşüründe, TÜPRAŞ işletmelerinin bulunduğu İzmit, İzmir, Kırıkkale, Batman illerine TÜPRAŞ amblemi ve TÜPRAŞ’ı satın alan ABD bayrağı işaretlenmiş. Ama TÜPRAŞ’ın yüzde 51 hissesi 2007’de 4 milyar 140 milyon dolara KOÇ Grubuna satıldı.

ŞEKER FABRİKASI İSRAİL’İN!

Mitingde dağıtılan broşüründeki asılsız iddialardan Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Çorum, Çarşamba ve Yozgat Şeker Fabrikaları da nasibini almış. Türkiye haritasındaki yerlerine şeker fabrikası amblemi ve İsrail bayrağının koyulduğu Şeker Fabrikaları, AK-Can Şeker Sanayi ve Ticaret AŞ’nin satılmıştı.

SİLAHLA ALAMADILAR PARAYLA ALDILAR

CHP Kocaeli İl Örgütünün hazırladığı broşürde; İstanbul, İzmir, Mersin, İskenderun, Samsun limanları dahil 13 limanın Yunanlılara satıldığı iddia ediliyor. Limanların bulunduğu yerler Yunan bayraklarıyla işaretlenirken, “Silahla alamadılar parayla aldılar” yazılmış. Broşürde ayrıca 24 Sümerbank fabrikasının İngilizlere, 20 PETKİM tesisi Amerikalılara, 26 yerdeki Tekel fabrikalarını ise İsrailliler satıldığı iddiası var.

40 yaş üstüne askerlik affı teklifi

Güner, teklifinin gerekçesinde, çeşitli nedenlerden zorunlu askerlik görevini yapamayan 40 yaş ve üstü binlerce vatandaşın büyük sorunlar yaşadığını kaydetti.

Her an askere götürülme endişesiyle yaşayan 40 yaş ve üstü vatandaşların gündelik hayatının sekteye uğradığını belirten Güner, 'Zorunlu askerlik görevini yapmakta olan 40 yaş ve üstü birçok vatandaşımız da firar suçundan askeri cezaevlerinde hüküm giymektedir. Bu kişilerin birçoğunun ailevi nedenlerin vermiş olduğu psikolojik baskı nedeniyle firar teşebbüsünde bulunduğu anlaşılmaktadır. Kışlada askerlik vazifesini yerine getiren 40 yaş ve üstü kişilerin, bakmakta yükümlü olduğu aile fertlerinin sayısı gözönünde bulundurulduğunda, bunların bir defaya mahsus olmak üzere affedilmesi, ailelerinin mağduriyetlerini giderecektir' dedi.

1111 sayılı Askerlik Kanununa geçici madde eklenmesini öngören teklif, bugüne kadar askerliğini yapamayan 40 yaş ve üstü vatandaşlar ile şu an zorunlu askerlik vazifesini yapan 40 yaş ve üstü kişiler, askeri cezaevlerinde bulunanlar, askeri suçlardan hüküm giymiş olanlar ve firari durumunda görünenleri de kapsıyor.

AA

AK Parti: 'Masraflar bizden'

AK Parti Medya ve Tanıtım Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, AK Parti'nin halk oylaması kampanyasının mali boyutlarıyla ilgili eleştirilerine cevap verildi. Açıklamada, AK Parti'nin halk oylaması kampanyasının mali boyutuna yönelik kafa karıştırıcı, itham edici, istifhamların yer aldığı ifade edildi. AK Parti kurulduğu günden beri, tüm gelir ve giderlerini yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yönettiği ve bunlarla ilgili detayları AK Parti'nin web sitesi aracılığıyla en şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaştığı kaydedildi.

AK Parti'nin gelirinin tamamına yakının hazineden aldığı yardımlardan oluştuğu ifade edilen açıklamaya şöyle devam edildi: "AK Parti, tüm afiş, broşür, kitap vb. dokümanlarla ilgili harcamalar ile; bilboard kiraları ve gazetelere verdiği tüm ilanların bedellerini kendi bütçesinden ödemekte ve bütün ayrıntılar faturalandırılmaktadır. Bu konuda hesabını veremeyeceğimiz, kaynağını gösteremeyeceğimiz bir harcama olmadığı gibi, bir soru işareti de mevcut değildir. Nitekim bu güne kadar yapılan tüm denetimlerden partimiz yüzünün akıyla çıkmıştır."

Ana muhalefet partisinin Genel Başkanı olmak üzere bazı çevrelerin AK Parti'yi zan altında bırakacak beyanlarda bulunmalarının çamur atma siyasetinin bir başka tezahürü olduğuna işaret edilen açıklamada, "Şayet muhalefetin veya iddia sahibi bazı medya mensuplarının bildiği bir suistimal veya kaynağı belli olmayan bir harcama varsa ilgili kurumlara ellerindeki delillerle birlikte başvurabilir, şikayette bulunabilirler. AK Parti hükümeti, ülkeye ait bütçeyi nasıl ki en itinalı bir şekilde yerli yerinde kullanıyorsa, AK Parti yönetimi de kendi bütçesinde 'VET Prensipleri' dediğimiz, 'verimlilik', 'etkinlik' ve 'tutumluluğa' azami derecede özen göstermektedir. Finans yönetiminin, yönetim biliminin en önemli unsurlarından biri olduğunu iddia sahiplerine hatırlatırız." denildi.


cihan

Your wife photos attached

Your wife photos

Ali Suat Ertosun: O ses kaydı benim

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkan Vekili Kadir Özbek, 30 Ağustos resepsiyonunda Hürriyet’e, “Toplantı aralarında yaptığımız konuşmalar bile dinleniyor” diyerek Kurul’un dinlendiğini iddia etti.
Bu iddia Hürriyet’te yer alırken, Kurul üyesi Ali Suat Ertosun’un, “Ortam dinlemesi”ne ilişkin ses kaydı internet sitesine düştü. Ertosun, “O kişilerle bir kez HSYK binasında ziyaretime geldiklerinde konuştum. Bu olay HSYK binasının dinlendiğini ortaya koyan somut bir belgedir” dedi.

Ertosun ile YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ve yönetim kurulu üyesi Fetih Sayın arasında geçen konuşma dün bir internet sitesinde yayımlandı. Ertosun, Hürriyet’in sorusu üzerine konuşan kişinin kendisi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “YARSAV Başkanı ve üyeleri ziyaretime geldiklerinde mesleki sorunları konuştuk. Bu görüşme HSYK binasında gerçekleşti. Benim bir daha onlarla böyle bir konuşmam da olmadı. İşte bu olay da gösteriyor ki HSYK her zaman dinleniyor. Biz orada her türlü ve hepsi de birbirinden önemli konuları görüşüyoruz. Soruşturmalar, yetkilendirilecek arkadaşlar, atamalar ve kısaca yargıyı konuşuyoruz. Ancak bu konuşmalarımızın dinlendiği belgelendi. Kimbilir ellerinde daha hangi konularla ilgili konuşmalar var. Bu olayı yargıya intikal ettireceğim.”

HSYK binasının içeriden mi yoksa dışardan aletlerle mi dinlendiğini belirlemek için uzmanlarca araştırma yapılacak. (Hürriyet)

SES KAYDINDA NELER VAR?

HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'a ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı 'dailymotion.com' da yayınlandı. Kayda göre, Ertosun ve YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, yargıdaki atamaları konuşuyor.

Ertosun, "Yapabileceğimiz nelerse, bize getirebilirsiniz. Geçen sene Ömer Bey dosya getirmişti. Kararlarda büyük katkısı oldu. Biz buradan ayrılmadan, bunları gerçekleştirebiliriz." diyor. Görevden alınmak istenen savcıların sicillerinin de incelendiği anlaşılan konuşmada, "Dosyalara bakarsanız hakikaten fevkalade." cümlesi dikkat çekiyor.

Dün internet sitelerine düşen yeni bir ses kaydına göre eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun daha önce yargıdaki atamalarla ilgili Ali Suat Ertosun'dan istekleri bulunduğu iddia ediliyor. Kasetin devamındaki konuşmasında Ertosun olduğu iddia edilen kişi özel yetkili ağır ceza mahkemeleriyle ilgili geçmişteki sicillerini soruşturduğunu söylüyor. Ertosun, "Siz anlayamazsınız bunları. Dosyalara bakarsanız bunlar çok başarılı. Hakikaten fevkalade. Başsavcıların sicillerine baktık fevkalade. Ama dediğim gibi, biraz soruşturunca, aha işte..."

Daliymation.com'daki videoda yer alan ikinci kayıtta ise YARSAV Yönetim Kurulu üyeleri ile HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun toplantı halinde deniliyor. İkinci ses kaydındaki kişilerin Ali Suat Ertosun, YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ve YARSAV Yönetim Kurulu Üyesi Fetih Sayın olduğu ileri sürülüyor:

Ali Suat Ertosun: Şimdi arkadaşlar, geçen sene bizden Ömer Bey ile biz, bu konuları konuştuk. (Eminağaoğlu) Yani, yargıda yapabileceğimiz konular nelerse, bizlere bunları getirebilirsiniz. Geçen sene mesela biz 6-7 tane karar aldık. O kararlarda Ömer Bey'in ve YARSAV'ın çok büyük katkıları var. Bizim en büyük eksikliğimiz, bir altyapının olmaması. Biz ayrılmadan buradan, bunları gerçekleştirebiliriz.

Fiilen değil mi efendim?

ASE: Fiilen de olsa bunları gerçekleştirmemiz lazım. Ama bir yerden başlamak lazım. Yani bu o açıdan bizden talepleriniz olursa. Geçen sene Ömer Bey güzel bir dosya hazırlamış, getirmişti. Onların bazıları oldu. Yani, benim şimdi kafamda bazı şeyler var. Yani, akademide (Türkiye Adalet Akademisi) behemehâl etkili olmak lazım.

Kocasakal'ı askerler de seviyor

Videonun içerisindeki üçüncü kayıtta Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişi, Ergenekon sanıklarından Orgeneral Saldıray Berk'in avukatı olduğu ileri sürülen muhatabına, Galatasaray Üniversitesi hocası Doç. Dr. Ümit Kocasakal'ı öve öve bitiremiyor. Kocasakal'ı çok beğenmesinin sebebini ise 'miting konuşmacısı' gibi olması sebebine bağlıyor.

HYA: Bu İstanbul'daki Ümit Kocasakal. Yav o, konuşması da iyi ya, miting konuşmacısı. Halkın Kurtuluş'undan geliyor o. Cesaretli, çarpıcı lafları var. Polemiği de iyi yapıyor. O tür adam gerekiyor. Polemik. Yaa birkaç hoca daha var da şeye çıkmıyorlar. Ersan Şen biraz şey yapıyor (konuşuyor). Ama Ersen Şen'dense Ümit Kocasakal çok istikrarlı, çok cesaretli. Askerler de çok seviyor bildiğim kadarıyla.

Beşinci ve son kayıttaki kişinin yine Aktan olduğu ileri sürülüyor. Şahıs, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Osman Kaçmaz tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargılanabileceğine dair verilen karar dosyasının temyiz incelemesini yapan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker'e dediğini yaptırabilmek için büyük çaba sarf ediyor. Bu konuda üniversite hocalarından mütalaa istiyor ve aleyhte görüşe sahip hocaları ise susturuyor. Ses kaydına göre aradığı desteği Ümit Kocasakal'dan alıyor.

HYA: Bunu şimdi Ersan'a anlattık, Ersan pek yanaşmadı. Şimdi bizim görüşümüze geldi. Sadece, ben dedim, Ümit Kocasakal'a dedim hayır, Köksal hocaya söyledim, (Köksal Bayraktar) Köksal hoca "Hayır ben böyle hiç düşünmedim." dedi. O zaman hocam, hiç demeç verme, dedim. Nitekim 7-8 aydan bu yana bu konuda konuşmuyor. Ümit Kocasakal, ben mütalaa yazarım dedi. İstanbul'a gidince 15-20 sayfa bir mütalaa yaz bana getir, dedim. Onu da heyete vereyim. Kurulu da elimize geçirelim şöyle diye. Zaten genel kurula gelirse bu görüşü ileri süreceğim. (Zaman)